İÇİNDE OLANI DIŞARI ÇIKAR

Bak bakalım‘’Şu anda ne istiyorsun? beni istediğime götürecek hareket ne? Hayatın şöyle bir kuralı var, seni isteğine götürecek hareket çoğu zaman içinden gelir, bir sabah yataktan coşku ile kalkarsın o an ne istediğini bilen ve harekete hazır biri vardır. İçinden gelen coşku seni yaratmaya doğru yönlendirir ve sen ilk adımları atarsın. Ertesi günlerde sorgu başlar aslında bu yaptığımı kim beğenecek? Allahım ben ne yapıyorum? Aslın da anlatmak istediğimi tam anlatamadım… Bunu nereye satarım? Vs vs…  zihin deneyim çuvalına elini atmış ve karıştırmaya başlamıştır ‘’zaten ben… ‘’ diye başlayan cümle seni aşağıya doğru çeker.
Sen, o yarattığın neyse bir kenara koyar yine kabuğuna çekiliverirsin. Üzgünüm, sen durabilirsin ancak hayat kendi planları ile akmaya devam eder. Hareket etmeyi rededer, çekilirsen bu kez hareket sana dışarıdan gelir.  Hayat seni konfor alanının dışına iter, artık o yataktan coşku ile değil ‘‘ne yapsan da bu berbat alandan çıksam’’ diye kalkarsın. Sabahın köründe hareket etmen için bas bas bağırır bacakların ağrır, kasıkların ağrır, gecenin bir saçma saatinde uyanırsın, bir yeme ve ya hiç yememe hali basar üzerine, elin kolun bedenin hiçbir yere sığmaz bir kıpırda diye dürtülürsün. İçeride ki dışarıya çıkamayan potansiyelin seni dürter durur. Haaa sen yine görmezsen hayat boynuzunu geçirir, canın öyle acır ki beş ayda yaratacağını bir haftada dökmeni sağlar çünkü artık kök güçlü ve gövde esnek her yana eğilebilir. Acıya rağmen dökmüyorsan yaratıcılığını, sen acını ızdıraba çevirip girdapta döner durursun (hala girdapta döndüğünü düşünüyorsan kök çakra çalışmalına devam et).
Girdapta dönme -su gibi akmaya ne dersin? –
Önce merak gelecek, yargılama merakını çocuk heyecanını hatırla onunla kal biraz yaratma hali bu, durma ve suçluluk duygusu ile birlikte gelebilir onları da gör yine yargılama yok. Şimdi ne hissediyorum? Sorusuna yanıtların artık net hislerinle hemhal oldun sen. Orada gördüğün suçluluk hissi seni aşağıya çekmesin onu sadece gör ve harekete devam et. Suçluluk sakral çakranın gölge duygusu yani kötü yani bunun normal olduğunu söyle kendine hareketin durmasına izin verme ‘’sobe’’ de suçluluk hissine. En önemlisi şu ki bizi doğa etkiliyor ve gökyüzünde gezegenler hiç boş durmuyor, ay tutulması, dolunay, gezegenlerin hareketi, bunların hepsi suyu yönetiyor evrende ve senin bedeninin neredeyse % 70’i su, tüm evrende su çekilirken sende de su çekiliyor ve sakral çakranın elementi su arkadaşım. Bırak çekilecek içinde bir şeyler, sonra geri gelecek sen hislerde kal ve ne istediğini fark et. Doğa sen kabul edersen senin yanında, sen kabul etmez zorlarsan sen onu karşına alırsın, o sana öyle bakar ‘’ne yapmak istiyor acaba bu arkadaş?’’ diye, akar seni beklemez, ya sürüklenirsin yara bere içinde ya da sırtını bırakırsın akışa sen bilirsin.
Bir de şöyle bir şey var kandıramazsın evreni ‘’eller kalbin önüne, al derin bir nefes bırakıyorum kendimi’’ diyerek kandırmaya çalışma dürüst ol, ya bırak ya da bırakmadığını gör ve bırakmak için araştırma için de ol.
Bırakmadığın sürece akmayacak, hortumun kıvrılan yerini bulman gerek belki yeniden kök çakraya ineceksin korkma, yenildiğini, beceremediğini düşünme. Burada sana kötü bir haber vermek istiyorum ki artık eski gözü kapalı haline dönmen ‘’imkansız’’ çünkü toprağı kaldırdın, temele girdin çalışma odasındasın ve hareket etmek zorundasın. Zevk aldığın yerleri bul, haz aldığın çalışmaları bu bunlar sana basit ya da saçma gelebilir. Koskoca mimar olmuşum yaptığım kek kabardı diye kendimi alkışlayım mı? evet alkışla o keki herkes kabartamıyor. Kapat gözlerini kendini müziğin kollarına bırak bedenin, nefesin tüm hücrelerin ritmin içinde aksın. Bırak kendine karşı olan yargılarını dans içinden gelsin bir kural olmasın, herkes gibi de olmasın sadece sen olsun ‘’sen bu müzikle ne hissediyorsun? Sen ne yapmak istiyorsun? ‘’ -İnan beden bilge- senin zihnin onu yönetmez, hareket gelmesi gerektiği gibi ihtiyacı olan kadar gelecek. Haz aldığın yerde nefes al ve suçluluk hissi duyduğun yerde ver nefesi bırak bu suçluluk hissi şu ana ait değil.
Durduğun yerde sadece dur yargılama, aktığın yere güven bırak sırtını tutunsan da yara alacaksın, gözlerini kapatıp bıraktığında bir yere çarpsan da, yaralarla varız hayatta yaraları üflemek bir efor harcamak, o da bir hareket. Harekete geçmek cesarete attığın bir adım aslında yanlış mı? doğru mu? diye yargılama sadece hareke geç.  Sen sorumluğunu alacak kadar büyüdün, ‘’yanlış yapmışım’’ diyerek yeniden başlamak sana zor gelmez.  Eforsuzluğun içindeki eforu hisset. Uslu uslu duran çocuk mutlaka yatamazlık yapmaya hazırlanıyordur. Çocuk merakını salıver. Burası evin çalışma odası dedik deneme yanılma normal hareket illaki başarı ile sonuçlanmaz hayattaki tek başarı senin kendini iyi hissetmen.
Sakral çakranın ilgili salgı bezleri ostrojen ve testosteron hormonu yani senin cinsel hayatın da burada merak araştırma, kendini keşif, haz almaya açık olmak ve bırakma hali bu olanı var eder. Nasıl ki su hayat kaynağımız, sekste hayat kaynağımız enerjetik ve üreme, çoğalma açısından özellikle bilinç dışında bizi meşkul eden bir alan. Bedeninin tüm ihtiyaçlarını farkındalık ile karşıla şu andan itibaren yediğin yemek seni hayatta tutsun ama zevkte versin, hareket etmek spor yapmak bedenine iyi gelirken sana haz da versin, sevişmek görev değil haz alanında olsun birikeni boşaltma zevk aldığın yeri bul ve meraklı ol. Kök çakrada hayatta kalmak için beslenmek gerekiyordu Svadhıstana Çakrada duyguları beslemek gerek, biz reiki uygulayıcıları ikinci çakra ile boğaz çakrayı dengeleriz ki visuddha çakranın duygusu dürüslük ve iletişimdir. Kendinle iletişimde olduğunda haz aldığın alanı kendine dürüst, içine dönerek hislerininle hemhal bulduğunda fark ettiğinde, kendini ifaden değiştiği gibi dışarıdan gelen sesi doğru duyman gerçekleşir. Akış tek başına olmaz aktığın hayatta dokunduğun, tanıştığın bir sürü hayat var onları duymak, görmek ve onlarla birlikte uyum içinde  akmak önemli olan.
Bırakmak, akmak Svadhıstana çakranın işiyken, uyumla, ritimle akmak visuddha çakranın işi.
Şimdi sen dön kendine bir bak bırakabilecek misin? Hayatın ritmi değiştiğinde sen ne yapıyorsun? Ritme uy, bazen hareket et bazen durduğunda beslendiğini gör ve gerçek akışa bırak hayatını, akıyor, duruyor, hızlanıyor, yavaşlıyor sen sadece kendi gerçekliğinle ifadeyi şimdi bedeninde hisset gerisini salla şimdi.
Sallamayı öğrendiğin yer burası yani salla kalçalarını serbest bırak tüm hisleri, gerçeği gör ve yola devam

Sevgiyle

Yeşim Atik

SVADHİSTANA ÇAKRA

Kök çakra evimizin temeli dedik temeli güçlendirdik hikayenin başlangıcını ortaya döktük, bu ortaya döktüklerimiz arada karşımıza çıkıp bizi aşağıya çekmek isteyecek ‘’zaten ben …., aslında ben….. ‘’ dediğiniz yerden sakın kaçmayın görün o hislerinizi selam verin SOBE deyin ve sizi motive edecek köklerinizin gücünü yeniden hatırlayacağınız bir çalışma yapın yout.be kanalında böyle çalışmalar var, yapamadıklarınıza değil yaptıklarınıza getirin dikkatinizi onay almaya çalışmayın ‘’ben beğeniyor muyum?’’ onay mercii sadece sensin. Çakraların dengeleri yaşadığımız duygu durumlarına olaylara göre bozulur bu normal, yeniden dengeye gelebilmen önce senin farkında oluşunla başlayacak.

Şimdi Hoş geldiniz evinizin çalışma odasına, burası yaratıcılığın başladığı yer. Ben bu hayatta varım dedin, ne hissettiğini biliyorsun ve yaratıcı yönünü ortaya çıkarabilmek için ‘’şimdi ben ne istiyorum?’’ sorusunu soracağız kendimize. Ben ne istiyorum sorusunda bir hareket var ikinci çakranın temel amacı hareketi uyarmak ve hayattan zevk almaz haz duymak, bedendeki yeri karnın altı bel bölgesi yani kalçalar hareketlensin diyeceğiz ☺ tüm Latin dansları, oryantal ikinci çakranın elementi olan suyu harekete geçirir ve enerji omurga boyunca yukarı ya çıkar. Şöyle düşünün hareket ettiğinizde beden, nefes, zihin bir anda canlanır gözleriniz parlar ve enerjiniz yükselir ikinci çakra sizi harekete davet ediyor.

‘’haz almak, zevk almak’’ bu iki cümleyi duyduğunuzda bedeninizin ve zihninizin tavrı ne? Yaptığı işten zevk alan kişi yaratıcı olabilir, dokunduğu tuvale, boyalara aşkla haz duyarak resim yapan biri ile tuval üzerinde hesaplamalar ve başkalarının yaptıklarını düşünerek var olan iki ressamı düşünün hangisi daha mutludur? Haa burada lütfen sonsuz mutluluğu düşünmeyelim ikinci çakrayı dengeledik sonsuz mutluluğa ereceğiz diye bir şey yok. Mutluluk demişken aklıma Engin Geçtan geldi şöyle diyor ‘’sanırım, insanlar çoğu zaman mutluluk ile hazzı birbirine karıştırıp, kendilerine haz veren yaşantıları mutluluk diye adlandırıyorlar. Çünkü bana göre mutluluk bir durum değil, süreç; dış etkenlere doğrudan bağımlı olmayan, iç dünyamızın derinliklerinden gelen ve zaman zaman buluşabildiğimiz bir yaşantı. Kendimizi bir diğer insanla ya da evrenle bir ‘’bütün’’ olarak yaşayabildiğimiz, bazen de sadece yaşıyor olmanın bize sevinç verdiği anlarda, bir başka değişle kendimizi ve dünyamızı gözlemlemekten özgürleşebildiğimiz zamanlarda bizi salıveren bir duygu, ısmarlaması mümkün olmayan. Ancak buna rağmen, zaman zaman yine de bizi memnun eden ya da bize haz veren yaşantılar içinde ‘’mutlu oldum’’ ya da ‘’beni mutlu etti’’ gibi ifadeler kullanıyoruz, mutluluğun adını koyduğumuz an, onun zaten başka bir yaşantıya dönüşeceğini düşünmeden.’’  

İşte yukarıda anlatılan dengeli bir ikinci çakra mutluluğu süreç haline getirebilmiş kişi. Bu kişinin hayatında yenilgi de, öfke de, acı da vardır, bazen acıdan besler yaratıcılığını haz almayı bilen kişi acının da içinden geçerek yaratıcılığını ortaya çıkarır. Haz almaktan kaçınmamak küçük şeylerden bile haz alabilmek ne istediğini araştırma, sorgulama cesaretin varsa gelişebilir. Sorgular bir çocuk merakı ile olduğunda hayatın akışına kendini bırakmışsın demektir.  Son zamanlarda bir tavrım var benim ‘’hazzın tekrarını arama’’ biz haz aldığımız şeyleri tekrar tekrar yapıp aynı hazzı almaya zorluyoruz kendimizi, oysaki bu tam bir akış plan program yok sadece o an var, yani hazzın tekrarını arama yaşa ak ve geç. 

İkinci çakranın gelişim aşaması bebeğin altıncı ay ve iki yaş aralığındadır. Şimdi çocuklarınızı veya gözlemlediğiniz çocukları düşünün, emeklemeye başladığından itibaren buldukları her şeyi ağızlarına götüren, aldığın tüm pahallı oyuncaklar yerine açtığı çekmecede ne bulduysa ortaya döken, o mükemmel yaratıcı çocuklar evet onlar keşfederek yaratmaya çalışıyor etraflarında gördükleri her şey onlar için keşfedilmeye, haz almaya ve yeni bir şeyler yaratmaya müsait. Burada yine anne devreye giriyor -o çekmeceler kapanmamalı-çocuğun kendine zarar vermeyeceği eşyalar yerleştirilmeli, ağzına götüreceği zararlı şeyler ortadan kaldırılmalı ama ortalık boş bırakılmamalı yani bırak çocuğu keşfetsin arada canı yansın olmaz bir şey öyle öğrenecek canı acıyacak buna rağmen merakının peşinden gidecek, yaratmayı keşfedecek ve haz duyacak yarattıklarından. Ağzına aldığı kumandayı kemirip dişlerini kaşırken aldığı haz öyle büyük ki sen eline vurup, ya da kıhh piss diyerek elinden aldığında onun ileride aldığı hazda suçluluk duymasına sebep olacağını bilmeden koruma içgüdüsü ile koşuyorsun, koşma bırak emin ol kumandadan alacağı mikrop hayatının geri kalanında yaşayacağı duygu karışıklığından daha az zarar verir. Çocuklar kelimelerle değil duygu ifadesi ile iletişim kurar ağlar, bağırır, inat eder, güler, küser. Çevresindeki yetişkin duygusuna karşılık veriyorsa çocuk hislerini tanır ve bir anlam verebilir. Hisleri ile bağlantıyı kurabilen çocuk kendini ifade etmeyi öğrenir.

-hiçbir şeyden tam haz alamıyorum bir huzursuzluk bir suçluluk kaplıyor içimi

-ben nelerden veya nasıl zevk alınır bilmiyorum tuhaf geliyor insanların bu mutluluk halleri 

-yani cinsel hayat tabi ki önemli ama yani benim için biraz görev gibi kendimi tutuyorum aklıma başka şeyler geliyor sanki çok ayıp bir şey yapıyormuş düşüncesi daha baskın 

-planlar önemli benim için öyle ani kararlarla gelme karışıma

-pazara diye evden çıkıyorsak pazara gidilir yolda oyalanma olmaz

-dans etmek saçma zaten ben de pek beceremiyorum insanların öyle kendini kaptırarak dans etmeleri tuhaf biraz rol gibi geliyor bana

-çok gülersen çok ağlarsın yani gerek yok abartmaya

Bizde bir inanış vardır çok gülme sonu ağlamak olur. Gülmek, zevk almak ve haz duymak bizde suçluluk duygusunu tetikleyebilir ki bu ikinci çakranın kötü yönüdür.  Eril yan enerjiyi yukarıya çıkaramıyor beden tutuyor kendini hareket etse suçluluk hissi kaplıyor her yanını nefesleri bile tam alıp veremez bu kişi hep bir tutma ve kontrollü olma hali vardır. Nefesi haz aldığı yerde tutar aman bırakırsam kendimi kaybederim. Yarım yaşar hayatı, haz aldıklarını ve mutluluk süreç değil onun için tutuğu az yaşaması gerekli bir durum haline gelir.

-zevk benim için her şey demek kendi zevkim için herkesi bırakırım

-nerede zevk alıyorsan orada kal, zevk aldığın her yol mubah 

-her anı kendi zevk ve haz aldığım yerde geçiririm zevk aldığım her şeyi her an yanımda isterim, alkol, uyuşturucu ya da sex beni mutlu eden şey bunlar.

–  karşıdakinin sorunu zevk almak ya da almamak ben kendime bakarım, yani haz alırken şiddet pekte kötü değil bence

-yani ben pek düşünmem sonunu mutluyum böyle

-nerede sabah orada akşam, yol beni nereye götürürse oraya akarım yeter ki eğlence olsun

Tabi ki öfke ve şiddette bir hareket etme yolu yukarıdaki kişide hareket o kadar fazla ki bir durmak’’ ben ne istiyorum, o ne ister’’ düşüncesi olamaz, yang o kadar güçlü akıyor ki durmak kendine dönmekle hiç alakası yok. devamlı bir disko disko hali var.

Svadhistana çakra akan dereye kendini bırakıvermektir. Bazen yağmur yağar ıslanırsın, bazen güneş açar ısınırsın ikisinin de zevkli yanında süzül illa ki güneş diye tutturma, bak etrafına yağmurda da zevk alacağın hazzı iliklerine kadar yaşayacağın bir yön bulabilirsin bulamıyorsan acının içinde kal, çocuk merakın ile bak etrafa, basit aynı şeye yeni bir bakış acısı ile bak, açı değiştiğinde nefesin tam dolacak ve tam boşalacak işte orada akış başlayacak bırak aksın hayat tutma, senin tutmaların bir işe yaramıyor.

Burası kendinin dışına attığın bir adım. Alışkanlıklarının öğrendiklerin değil kaybolduğun yolda şaşkınlık ve merak ile yeni keşifler yapacağın bir yer. 

Hareket et, farkındalık içinde kalçalarını çevir, dans et, su ile ilişkine bak, yüz, akan suyun altında al başından omuzlarına ve bedenine doğru akışını izle, nehir kenarında veya deniz kenarında otur sadece izle suyun hareketini ‘’ben ne istiyorum’’ sorusunu sor ve bırak cevap yavaş yavaş gelecek. İsteklerine hayır cevabı aldığında ne hissediyorsun? Hayır diyebiliyor musun? Haz aldığın zevk aldığın şeyler neler? Bunları yaşayabiliyor musun? Zevk aldığın şeylere zaman ayır. Yazmaya devam, meditasyona devam sadece izleyici ol zihninden geçenleri izle, etrafını izle, hisleri gör.

Yazıyı okuduktan sonra videoları izlemeyi unutma videolar yavaş yavaş geliyor 😉

Sevgiyle kal.

HAFİF


Kendini tanıdıkça ve anlamaya başladıkça kendinle ilişkin dönüşür. İçinde akan duyguları, hisleri gördüğünde belirsizliklerin ve kaygının yerini güven alır, bu güven kendine ve hayata karşı esnek ama sağlam durmanı sağlar. Hayatın içinde çıkan fırtına, yağmur seni sağa sola sallar ancak köklerin o kadar sağlam ki deviremez.  İçinde düğüm düğüm olmuş karanlık karışık hisler artık aydınlandı karışıklığı görebiliyor ve kaygısız orada kalabiliyorsun çünkü kök çakra dengeye gelmeye başladı. Hislerinle kurduğun bağ sana sınırlarını belirlemeyi, başkalarının sınırların görmeyi, yaşadığın korkunun, kaygının içinde kalıp ne oluyorsa üstünü örtmeden duygunun tamamlanmasını izlemeyi öğretti. Ve kök çakra çalışmasının sonuna geldik artık içindeki çocuğa ebeveyn olabilecek olgunlukta kendi sorumluluğunu alan, kökleriyle tanışmış maskesiz ve huzurlu biri var. Kişi başkasının sorumluluğunu aldıkça ağırlaşır, kendi sorumluluğunu aldıkça hafifler. Bu hafif olma hali sana esneklik katacak düşüncelerin, davranışların kalıpların içinden çıkacak çünkü bizim keskin çizgiler, kalıplar oluşturmamızın nedeni korkularımızdır. Korkularımızla yüzleşip onları kabul edip dönüştürdükçe esnekliğimiz artacak artık ikinci çakraya yolculuk başlıyor ancak sakın unutma arada kök çakraya geri döneceksin şöyle bir dolanıp tozunu alacaksın dağılanları toplayacaksın.

Kök çakra için bir Atölye çalışması düzenledim yin yoga ile bir ders yapacağı ardından kök çakra meditasyonu ve sizin sorularınızı yanıtlayacağım sonunda
29 Mayıs cuma günü saat 19:00 – 21:30
Kayıt için info@yesimatik.com a yazabilirsiniz.
Sevgiyle kalın.

HİSLERİ BEDENE ÇAĞIRDIK


Nefes çalışmaları ile meditasyonla hislerimizi fark etmeye bedenimizle ilişki kurmaya niyet ettik. Beden, nefes bu anda olmaya başladığında biz gerçek potansiyelimizi yaşayabiliriz ve ruh bize eşlik eder çünkü geleceğe ve geçmişe dair kaygılar ve korkular an da olduğumuzda azalır.
Zihinden çıkıp bedene gelmek hisleri görmek evet çok kolay değil sizi anlıyorum. Zihnin konfor alanındaki hali elini deneğim çuvalına atıyor bir deneğimi önüne koyuyor senin ya da başkasının deneğimi olabilir bu o çuvala bir şekilde girmiş bir deneğim işte ve sana soğuk yemeği usta bir garson gibi sıcakmış gibi sunuyor. Sen zihninin bildiği sulardan ileriye bilinmeze akmak istemiyorsun. Ağrıyan dizin, alamadığın nefes için bir ilaç içmek onun konfor alanında kalmanı sağlıyor.

Ancak bizi sıkan, üzen ve tamamlanmamış bütün yaşanmışlıklar bedenimize iniyor. Ben her şeyi idare ederim, kontrol benim elimde diyen yang tavrın yani eril yanın baskın oluşu belki de aşağıda dönen çarklarda bir dişlinin kırık olduğunu yani yetersizlik hissinin baskın olmasından dolayı aşırı bir idare etme ve kontrol hali olduğunu söylüyor. Veya tam tersi ben yapamam ki, kontrol edemem ancak biri beni yönetmeli deme halin “kontrol elime geçerse gücümden korkuyorum tüm düzen alt üst olur ‘’ bu da yin tavrının yani dişil yanın baskın oluşunu gösteriyor. Her iki tavırda da bir dengesizlik hali atladığın bir yer var. Meditasyonda otururken bedenden gelen acıya tavrın ne? Acının kaynağını araştırmak önemli mesela meditasyona oturuyorum “beş dakika bedenim çok rahat sonrasında kürek kemiklerimin arasına bir adam oturuyor nefes alamıyorum omuzlarım sıkışıyor zihnim o çektiğim acıda kalıyor sadece” diyorsan bir değiştir bedenin pozisyonu, hepimizin bedeni biricik, birbirinden farklı nasıl ki parmak izlerimiz farklı, hikayelerimiz aynı gibi ama farklı bu farkı kabul et ve fotoğraflardaki bağdaş kurmuş dizleri yere düşen, geniş omuzlu, pürüzsüz yüzünde hafif bir tebessüm olan kadınla veya adamla kendini kıyaslama. Senin ihtiyacın olan belki biraz bedeni ısıtıp yani yang bir uygulama yaparak meditasyona oturmak, kendini farklı oturuşlarda gözlemle sana iyi gelen ne? İhtiyacın olan ne? Benim anlattıklarım kendi deneyimlerim ve aldığımın, öğrendiğimin harmanı. Burada sen varsın, senin deneyimin başka olabilir. Psikolojik acı ile bedensel acıyı çoğu zaman karıştırıyoruz.  “Denedim her şeye rağmen o ağırlık gitmiyor ben meditasyona oturamıyorum” diyorsan bedenin sana bağırıyor bir dur dinle…
Orada tamamlanmamış eksik bir şey var, artık çekiştirmeyi bırak ve o acıya zihnin “hadi artık kalk saçmalama sakatlayacaksın kendini, nefes alamıyorum, offff  ama daha çok acıyor” dediğin yerde dur!!! evet sadece dur ve o acıya bak o acının sana anlatacağı öyle çok şey var ki.
Travmanın büyüğü, küçüğü diye bir şey yok. hikayeni başkaları ile ölçme.  Burada çekiştirme yok “iyi olayım, dur bir olumlama cümlesi bulayım, dikkatimi acıyan yerden nefesime getireyim” değil. O acının içinde kal arkadaş ne var orada? Hani lavabo tıkanır, pompalarız acılmaz ve kafayı lavabonun altına borulara sokarız.  Sökeriz boruları altına koyduğumuz kovaya lavabodaki su az akar ama yukarısı hala tıkanık, bir tel sokarız ve ayların birikintisi dökülüverir ya kovaya işte yaptığımız tam da bu kafanı sok orada olup bitene belki bu gün tamamını göremeyeceksin ama biraz olsun açılacak oradaki tıkanıklık biriken su yavaş yavaş akmaya başlayacak. 

İncindiğin yeri görmek sorumluluğunu almak demek ‘’evet burada üzüldüm’’ bir suçlu aramadan gör sen üzüldün çünkü karşıdakine bir şey yükleme affet demiyorum burada negatif ya da pozitif hiçbir şey yükleme senin alanındayız. Zihnin burada sana şöyle diyebilir ‘’ seninki de şımarık ama Ayşe’nin yaşadıklarını yanında’’ o Ayşe’nin hikayesi bu senin hikayen karıştırma sakın. Bu acı duyduğun alanda kaldıkça hikayen dökülecek senin önüne beden tutuğu kayıtları bıraktıkça özgürleşmeye başlayacak hayır demeyi öğrenecek, ne hissettiğini anladıkça haz almayı zevk duymayı hissedecek. Ne hissediyorum? Sorusunu cevabı gelmeden şimdi ne istiyorum? Sorusunu soramazsın kendine önce ne hissediyorum sorusuna cevap gelsin bakalım ne istiyoruz o zaman bulacağız. 
Kendi hikayene sahip çıktıca başkalarının hikayesine saygı duyarsın eğer kendi hikayene sahip çıkmazsan başkalarına acırsın bu doğru değil. Kendi hikayene sahip çıktığında yani acıyan yerde durduğunda o acı ızdırap haline dönmez biz hikayemizdeki acı alanı görmedikçe ızdırap alanında kalıyoruz. Izdıraptan çık acı alanına gel olanı olduğu gibi kabul et ve gerçek potansiyelini ortaya çıkart ki hareket edelim ikinci çakra hareket etmek. Köklerini sağlam zemine saldın mı? artık gövden köklerin gücüne güveniyor mu? Rüzgar ve yağmurla dans edecek kadar esnek mi? Harekete hazır mısın?  ikinci çakraya geçelim mi?

KÖK ÇAKRA II. BÖLÜM

KARŞINA ÇIKANLARDAN KAÇMA

Önce mesaj ve maille geri dönen herkese çok teşekkür ederim, birlikte uzun bir yolculuğa çıktık: “Hikayeni kabul et, gerçek potansiyelini ortaya çıkar’’ dedik. Yol uzun ancak beraber yürüyoruz, senin gibi birçok ruh aynı yolda, belki bir gün karşılaşıp kucaklayaşacağız, yol Hikâyemizi paylaşacağız.

Muladhara çakranın elementi toprak dedik, toprağı kabartıyoruz, havalandırıyoruz. Kökler güneşle buluştu. Yıllarca karanlıkta nefessiz kalmıştı, köklere kulak ver sana söyleyecekleri birikmiştir. Atalarını onurlandır, küçük bir ritüel belki, şimdi aklıma geldi, “coco” diye bir animasyon çocuk filmi var onu izle, orada ataları tanımanın ne demek olduğu öyle yumuşak ve güzel anlatılıyor ki… Oğlumla izledikten sonra aile albümünü çıkardık ve tek tek aramızda olmayan atalarımızı andık, fotoğrafı olmayanları hikayelerden anımsadığım kadar anlattım Yağız’a, biraz da kendime hatırlattım. Bugün var oluş sebebimiz atalarımız, hepsini sevgiyle hatırlayın. Belki fotoğraflara bakarak bekli de içinizden geçirerek teşekkür edin onlara. Kendi kendinize kalacağınız bir alan yaratın, belki bir yanınızı benzettiğiniz ananenize teşekkür edin “bana kattıkların için, benim ananem olduğun için teşekkürler, bundan sonra kendi yolumda kendi irademle yürümek istiyorum, sana ait olanları geri veriyorum” diyebilirsiniz. Üzerinizde size ait hissetmediğiniz ne varsa bırakmaya niyet edin. 

Toprağı havalandırdığında karşılaşmak istemediğin, korktuğun börtü böcekle karşılaşacaksın belki, çünkü onları da toprak besliyor, onlar da toprağa ait. Köklerine indiğinde karşılaşmak istemediğin hislerle göz göze geldiğinde kaçma, üstünü örtmeye, itmeye çalışma, onları sen besliyorsun, gör onları, onlar sana ait. Sen onları gördükçe onlar dönüşecek. Değersizlik, yetersizlik hissi sen yok saydığında değil, onu nerede hissettiğini anladığında yavaş yavaş azalarak gidecek. Arada başka aynalarla karşına gelecek, sen “Hmmm tanıyorum seni, hoş geldin ama ben artık seninle aşağıya inmek istemiyorum” diyeceksin. Adım atmak, yeni bir şeye başlamak istediğinde kök çakranın sabotajcısı çıkacak ortaya “Yapamazsın, beceremezsin, sakın kendini atma ortaya, en mükemmelini yapmak zorundasın” diyecek sana. Kök çakra çok ilkel, kaç ya da savaş ama “hayatta kal” diyor. İşte bu seslere rağmen, bu korkuya rağmen yürüdüğünde dengeye geleceksin. 

Sana hayatta kal diyor – düşme – demiyor, sakın yanlış yapma demiyor bazen bilmediğin yolda yürümek sana iyi gelecek, keşif bilinmeyen yolda olur. Arada kaybolacaksın, korkacaksın, şüpheye düşeceksin, dönüp içine bakacaksın batacaksın, keşke bu yola çıkmasaydım diye pişman olacaksın. Bunların hepsi normal, sen bunlara rağmen yürüdüğünde içindeki potansiyel ortaya çıkacak. 

Harry Potter’ı izledikten sonra Yağız’ın şöyle bir yorumu olmuştu; “Kahramanların hepsi başlangıçta silik insanlar ve öyle kötü bir şey yaşıyorlar ki fena sıkışıyorlar ve kahraman olmak zorunda kalıyorlar, güçlük insanı kahraman yapıyor demek ki” evet sıkışmak yol aramaya neden olur, “ben ne hissediyorum” sorusunu sormuş olman için bir şey yaşamış olman gerekir ve bu soruyu soruyorsan uyanmışsın demektir.

İçindeki potansiyeli keşfetme zamanı gelmiş, şimdi yola devam.  Enerjin yin ya da yang olsun korkuya, endişeye, belirsizliğe rağmen yürüyerek dengeye geleceksin. Burada anlatmak istediğim korkuya rağmen yürü “başarılı olacaksın” değil, lütfen yanlış anlama, başarı görecelidir, ben denememi de başarıdan sayarım. Mesela; denedim arkadaş evet sonunu göremiyordum ama içim oraya kaydı, yaptım olmadı. İşte bu “olmadı” deme halinde bir var oluş var aslında. Olmadı ve ben sorumluluğu üstüme alıyorum, ben yapamadım, zaman doğru değildi, bu çok normal. Çekiştirme yok burada, denedim uğraştım bana uymadı, olmadı var. Yapamadığında, başarısızlık hissettiğinde kendinle ilişkin nasıl senin? Var olma halin işte tam burada yatıyor. Ne hissediyorsun? Bedeninde neler oluyor? Zihnin nerelere gidiyor? Bizi kök çakra ile bağlantıya geçiren yer burası, çok yaşamsal ilkel bir durum bu. Eskiden kendimi başarısız ve yetersiz hissettiğimde omuzlarım öne düşüyor, yeterli olabilmek için hızlanıyor, daha vurgulu konuşmaya başlıyordum. Baktım ki işin içinden çıkamıyorum, suçlamaya dönüyor kelimelerim, çünkü boğazıma bir şey oturuyor onunla savaşıyorum, onu içeriye indirirsem canım acıyacak, hiç içime almadan acımı dışarıya atmaya çalışıyorum, kaşlarımı çatıyorum, gözlerimi sıkıyorum ki ağlamayayım, nefesim sık sık olmalı ki toparlayıp cümleleri o alandan çıkabileyim. Bu hisleri fark ettiğimde dönüşüm başladı: “Dur, bu ilkel olan sana ait olmayan bir şey, doğal nefesine dön, sana burada olmak ne hissettiriyor.’’ Bu yetersizlik hissi sana nereden geliyor?  Enerjin yin ya da yang olsun hiç fark etmez, biri yerde sürünür yetersizim diye, öteki yetersizim daha mükemmel olayım diye tepinir. İkisindeki his aynı; yetersiz, değersiz, alan kaplayayım ama nasıl? Biri saldırır, öteki durur ama his değişmez. Dengeye gelmek ancak bu alanın içinde kalarak oluyor, her saniyesini görerek. Evet canın acıyor, o çılgın halini görmek hiç hoşuna gitmiyor, başkasını suçlamak basit. Kelimeleri boğazından içeriye alıp kalbine indirmek zor olan, çünkü orada kendinle karşılaşma, hemhal olma hali var. İşte tam burada yazmanı istiyorum içindeki his neyse kalemi hiç kaldırmadan yaz kağıda, içerideki zehir yavaş yavaş dökülecek, bazen göz yaşların dökülecek kağıda, bazen kalemi öyle bir hırsla bastıracaksın ki kağıt yırtılacak, bazen akacak gidecek. Her anı görebilmek için bol bol yaz, sadece yaz. İçeriden çıkanla, dışarıda gördüğünle yazdıkça hafifleyecek için. Yazdıkça keşfedeceksin hislerini. Kaldırdığın toprak yumuşamaya başlayacak, içeride karşılaştıklarından tiksinmek yerini kabulle, teslimiyete bırakacak… Kabul ve teslimiyet var, yola çıkışımız da niyet etmek demek. Çekiştirmeden kabul etmek demek yola çıkış niyetimiz gerçek hikayemizi görmekti, gerçeği görüp dönüştürebilmek, yeni bir hikaye yazmaya çekiştirmiyoruz burada aman dikkat, armuttan elma yapamazsın. Olanı görüp kendi potansiyelimizi keşfetme yolundayız. 

Şimdi olanı olduğu gibi kabul edip, karşımıza çıkan hislere selam edip yolda yürümeye devam edelim. Ben buradayım, ben varım, hakkım olanı almak için yeterli sorumluluğa sahibim, kendi sorumluluğumu alacak güce sahibim, yanlışlarım ve eksiklerimle geldim buraya hepsi benim, şimdi olduklarımla kendimi kabul ediyorum, tüm sorumluluk benim. Yine burada önemli bir şey aman, kendi hatalarını üstlen başkalarının hatalarını değil. Kendi sorumluluğunu al başkasınınkini değil.

Şimdi sadede gelelim, nefes ve meditasyon çalışmaları seni buraya getirecek belki de bambaşka yerlere götürecek devam. Yazmaya devam et. Yine soruların olursa ben buradayım bu yolda çok kalabalık yürüyoruz unutma sen biriciksin senin hikayen parmak izin gibi bambaşka ama yolda bir sürü yoldaşın var bazen birlikte yürüdüğün bazen paralel bazen zıt yollarda ama yalnız değilsin.

YouTube kanalına yeni video yüklendi onu da izlemeyi unutma 🙏

Sevgiyle

Yeşim Atik

EMEK

Temeli güçlendirmek emek ister, sizden mesajlar geliyor harika bir çaba hali demek ki “buradayım,varım” diyorsunuz. Beni de sizin mesajlarınız yüreklendiriyor, daha iyi videolar çekmem gerek diyorum ve çalışıyorum.
Evet hala kök çakra çalışıyoruz acele etmeyin sindirerek yavaş adımlarla gidelim,”görmeye, farkındalık içinde olmaya niyet ettik” çekiştirmeden devam etmek kendini keşfetme yolunda yürümek çok değerli.


Ben varım demek için kendine alan açman gerekiyor.
*Evdeki fazlalıkları kapıya koy.
Alan açmak doğal nefesi tüm bedene almak demek
*nefes çalışmalarını düzenli yap
Bedenin senin evin
*Tuttuğun sıkıştırdığın beden parçalarını fark et
Gerçek hislerini buldukça, Hikâyeni ortaya çıkarabilirsin. “şu anda ne hissediyorum?” sorusuna içeriden cevaplar gelmeye başlayacak sadece sormaya devam et.
Bazen içinden öfff yaa geçecek gör ve bırak gitsin. Takılma gelene geçene sen merkezinde kal gücünü kendin için kullan.
Kökleri havalandırıyoruz toprağı kaldırdık, tabi ki biraz toz duman olacak ortalık. İçin sıkıştığında elini hiç kaldırmadan kağıdın üzerinden yaz anlamlı anlamsız cümler olsun sadece yaz ne geliyorsa aklında, içinde veya çevrende gördüğün bir obje ile yazmaya başla hislerin hafifleyene kadar yazmaya devam et. Anlam sonuç arama içini kağıda dök, sonra istersen toprağa göm istersen yak ama okuma yazdıklarını.


Şimdilik sevgiyle kal…


İnfo@yesimatik.com dan bana sorularını sorabilirsin.

YOLA DEVAM ET

Sis ve gecenin karanlığı sarmış olabilir etrafını izle sadece, süresiz değil geceler, içinde kal, havanın kokusunu hücrelerine yerleştir. Başka bir sisli gecede nasıl aydınlığa çıktığını hatırlatacak sana bu koku.
Korkunu, endişeni, kalbinin boğazında atışını koy cebine ne kadar güçlü olduğunu anlayacaksın güneş doğduğunda. 
Ne acıyı, ne korkuyu ne de aşkı sahiplen, hepsi gelir ve geçer gerçek olan tek şey senin, kendine yaptığın yolculuk.
Kendine varabilmek için çıkacak karşına gece sis ve korku, başkasına duyduğun aşk acı bırakacak kalbine ki kendine gel, yaratıcılığının sınırsızlığını gör diye.
Anlıyorum seni zor geliyor çünkü-lerini – keşke-lerini kaldırıp yola devam etmek, içini kemiren yarım kalmışlık, tam olamamışlık ve onay alma hissi. Yapamam, korkuyorum demene rağmen devam etmek değerli, her adım bir cesaret durma yürü, gerçek yoluna. O istemediğin hisler hep çıkacak karşına selam ver onlara sadece Hikâyeni kabul ederek gerçek potansiyelini ortaya çıkaracaksın yolun başındayız. Düşmek normal yürümeye devam…

Sevgiyle

Yeşim Atik

MULADHARA ÇAKRAN

EVİNİZE HOŞ GELDİNİZ

Kişisel hikâyemizin başladığı yer burası; yani evimizin temeli, köklerimiz muladhara (kök) çakramızda gizli. Önce ailemizin köklerine bakacağız, biraz araştırma yapacağız, neneler, dedeler nerelerden gelmiş? Neler yaşamış? Eski fotoğraflara bakın kimler var? Nasıl koşullarda yaşamışlar? Sadece bakın ve dinleyin yargılamadan, çok fazla sorgulamadan. Yani çekiştirmeyin, bilgiyi alırken, sadece dinlerken ve izlerken içinizde oluşan hislere kulak verin; ‘’Şu anda ne hissediyorum?’’.  Anne-babanızı izleyin, kendinizde onlara ait neler buluyorsunuz? Armut dibine düşer, tabi ki onlara benzeyeceğiz ama etiketlemeden önce gördüklerinizi kabul edin. Köklerimizi gördükçe, tanıştıkça kendi evimizin temelini anlamaya başlayacağız.

Bu yazılarda sunmak istediğim, aldığım eğitimler ve yaptığım okumalardan yola çıkarak en basit şekilde çakra sistemini ve hayatımızdaki yerini anlatmak. İnternet ortamında “kök çakra” diye yazıp arattığınızda bir dolu bilgiye ulaşırsınız zaten, ben de bu yazının sonunda size yararlandığım kaynakları vereceğim. Ama asıl mesele kendimize en yakın ve yalın haliyle anlatmak ve anlamaya çalışmak.

Şimdi biraz spritüal taraftan bakalım; bedenimizde 7 ana çakra var. En sade haliyle size bunu aktarmaya çalışacağım.  Çakra; çark demek, bizim enerji sistemlerimizi temsil eder. Sinir sistemimizin yuvası olan omurga, aynı zamanda enerji sistemimizin de yuvasıdır. Bu enerji kanalına “sushumna” denilmektedir. Sushumna’nın iki tarafından “İda” ve “pingala” dediğimiz iki enerji kanalı daha sarmal olarak geçmekte ve çakralar da sushumna üzerinde yerlerini almaktadır. Sushumna’yı bir sarmal gibi geçen bu iki enerji kanalı, aynı zamanda çakralara da enerji taşır. Yani çarkların dönmesini sağlayan suyun, bu iki kanaldan taşındığı hayal edilebilir. İda enerjisini topraktan alır, dişil ve yin enerji kanalıdır. Pingala enerjisini güneşten, gökyüzünden alır, eril ve yang enerji kanalıdır.

Sushumna, ida ve pingala enerji kanalları perine bölgesinde başlamaktadır ve burası, muladhara çakranın da yuvasıdır. İsimleri başta akılda tutmak zor gibi gelebilir, bunu düşünmek yerine, sadece sistemi hayal etmeye ve anlamaya çalışın.

Muladhara çakranın temsil ettiği bölgelerden biri “ayaklar”dır; yani ‘’Yere nasıl basıyorsun? Yeryüzüyle ilişkin nasıl?”, “Seni taşıyan omurganın farkında mısın?”, “Ben varım, buradayım’’  gibi ‘olma’ halini nasıl tam olarak hissedebiliriz, aslında kök çakranın araştırmada alanı tam da burası.

Size burada anlatmak istediğim şu; temel ne kadar sağlam olursa, üzerine çıkacağımız katlar o kadar güvenli olur. Evin temelini sağlamlaştırıyoruz; aileyi ve bağımız olan köklerin, onların hikâyelerini duymak, o hikâyeler aracılığıyla yeniden tanışmak, şimdilik bir yerde tutacağımız bilgiler. Hemen çözmeye çalışmak bir işe yaramaz, parça parça dökülür-ki benim yıllarımı aldı. Yani anlayacağınız, acele yok.

Şimdi kendi doğum hikâyenize de gelin; “nasıl bir doğum?”. Anneden yeterince beslendin mi? Yeterince sevildin mi? En önemlisi kendini ait hissettin mi?

Ben bu hayatta varım dediğimiz yer kök çakra. Hala hayattaysan, demek ki burada yerin var ve sana burada söylenecek tek şey “yerini, kendini bul’’. Aşağıda dönen o çarkı görüp kabul ettiğinde dengeye geleceksin.

“Sahip olma hakkına sahipsin.’’ bu cümle sana ne ifade ediyor ve şu anda ne hissediyorsun?

Kök çakra senin bu dünyadaki yerini temsil eder. Evin temeli diye belirttik, o yüzden durduğun yere bir bak. Hala hayatta olduğuna göre gerçek seni uyandırıp, merkezine, yani dengeye gelebilmek için gerçek hikâyene ihtiyacın var. Burada önemli bir nokta var ki; acının içinde kalmamak ya da pembe bulutlara kapılmamak. Hikayeyi tüm gerçeği ile önüne döktüğünde,  ‘’ama, aslında, yani’’ sözcükleri fazla yer kaplıyorsa, o noktada dur ve “şu anda ne hissediyorum?’’ sorusunu bir daha sor.

Kök çakra yeterli şekilde beslenemiyor, yani yeterli besini ve nefesi alamıyorsa ya çekiştirir, almak için eril-yang tarafa yüklenirsin ya da bırakır, geldiği kadar idare edersin-ki bu da yin-dişil tarafa yüklenmek demektir. Yin; daha derinde olan, dişil, toprak, ay demektir, bedenin sol yanında temsil edilir. Yang; daha canlı olan, eril, güneş, gökyüzü demektir, bedenin sağ yanında temsil edilir.  Bizim kendimize gelmemizin yolu, bu iki enerjiyi dengeye getirmektir. Yaptığımız yoga, meditasyon ve tüm enerji çalışmalarında tek hedef dengeye gelmektir. Yarım bir elma değil, tam ve bütün elma olmaktır. Kök çakranın elementi topraktır. Peki, sen ne kadar besleniyorsun? Aşağıdaki cümlelere bir bak bakalım, içlerinde sana yakın olan var mı?

“Benim hep planlı ve güvende olmam lazım.”

“Bensiz hiçbir iş yürümüyor.”

“Ben kusursuz ve mükemmel yaparım.”

“Yetersizlik hakkı ne? Kim uydurmuş bunu, çalış yeterli olursun.”

“Benden başka kimse parayı ve bu evi yönetemiyor.”

“Ben çalışmasam herkes aç.”

“Benim gibi hırslı ol, ben başardım, ben önemliyim.”

“Bu evi de almalıyım, bu arsa da benim olmalı, en iyi araba da. (Böylece daha görünür olabilirim, daha çok saygı görürüm ve beni daha çok severler) ”

“Benim sevgimi gösteremediğimi söylüyorlar. Aslında onlara pahallı hediyeler veriyorum, ben onları seviyorum.”

“Kariyer de yaparım, çocuk da yaparım, hepsini ben yönetirim.”

“Beni sinir ettiniz ve şiddete siz yönettiniz.”

“Hiçbir şeyi atma, bir gün mutlaka lazım olur.”

“Ben almayı severim canım isterse verim.”

“Tabi ki üzüldüğüm ve hüzünlendiğim oluyor, ama bunu göstermek güçsüzlüktür.”

Bu örneklerdeki zorla tutunma, yönetme, zorla var olma hali, yıkıcı erilin fazla beslendiğini ve kök çakranın çılgın gibi döndüğünü gösterir.  İşte burada hikâyene bakabilirsin; senin gibi kimler var?

Peki, zor bir doğumla dünyaya gelmiş, tutunmazsa kaybolacağını zanneden, duramayan, akamayan, hayatta keşfetmek yerine, planlayıcı olmayı seçen ve başarısızlığa tahammülü olmayan, mükemmeliyetçi, hata yapmaktan kaçınan mısın?

“Kendimi güçsüz hiçbir şeyin altından kalamayacak gibi hissediyorum.”

“Her şey endişe yaratabiliyor bende, en mutlu günümde bile kaybetme korkusu kaplıyor içimi ve hasta oluyorum.”

“Evet, çok çabuk hasta oluyorum bağışıklık sistemim düşük.”

“Hiçbir şeyi elimde tutamıyorum, ne para ne de eşya.”

“Aslında içimde gizli bir hırs var ama başaramayacağımı düşünen tarafım baskın çıkıyor.”

“Kimseye hayır diyemiyorum ama yine de yaranamıyorum.”

“İçimde hep bir hüzün var nedenini bilmediğim görmekten çok hoşlanmadığım.”

“Hep birilerine bağımlı olma ihtiyacı duyuyorum ve hep sevilme daha çok daha çok.”

Bu örneklerdeyse kök çakra öyle yavaş dönüyor ki, hayatla kopuk, bedeni ve duyguları ile kopukluk onu dirençsiz hale getiriyor. Bu, besleyemeyen yıkıcı dişil enerjidir. Tutunamayan, alamadığı sevgiyi vererek almaya çalışan, kendine yer bulamayan, akamayan, kendini başkalarının yönetimine bırakan.

Bahsettiğim iki durum da birbirine zıt ama bir yanıyla aynıdır; ‘’beni sev, beni besle, ihtiyacım olanı bana vermen için kendime göre çabalıyorum’’ anlamları vardır ikisinde de. Kendime dönmemek için ya çılgın gibi koşmam ya da küsmem gerek. ‘’Yukarıdaki örneklerin hiç biri ben değilim ama…’’ diyebilirsin, örnekler sana abartılı gelmiş olabilir, fakat bir yerde tut, yeniden bakmak isteyebilirsin.

Bazen bu iki durumu da yaşayabilir kişi, yani bazı zaman eril baskın bazı zaman dişil enerji baskın olabilir.

Kök çakranızın nasıl hareket ettiğini görebileceğiniz iki yer vardır: İlişkileriniz ve yaşadığınız ev. İlişkilerinde bağımlı mı, muhtaç mı oluyorsun? Evinde eşya biriktiriyor musun? Eşyalarının değerini bilmeden savuruyor musun? Bu gibi birçok soru seni, seninle tanıştıracak sorular aslında. Sor ve yargılamadan bırak, zihninden değil, içeride dönen çarktan al yanıtları. Yapmamız gereken olanı görmek.

Her zaman söylüyorum, yeniden söyleyeceğim, önce çok disiplinli olmaya çalışmayın, çünkü önce sistemin çabanızı sindirmesi gerekiyor. Bunca yıl bir konfor alanı oluşturdun ve bu alandan çıktığında nelerle karşılaşacağını bilmediğin için sık sık geri dönmek isteyebilirsin. Sor ve bırak; “şu anda ne hissediyorum?’’. Deşme, eve girmeye niyet ettiysen yavaş yavaş ilerleyecek her şey.

Burada önemle üzerinde durmak istediğim bir şey daha var: Çakraların dengeleri zaman zaman bozulur. Yaşadığımız olaylara göre akışları değişebilir, fakat bizim bu olayları fark etmemiz, “evet burada kendime dönmem, evime girmem gerek’’ dememiz gerekiyor. Çakra kapanmaz, dönüşü değişir, yani sen hala nefes alıyorsan, çark dönmeye devam ediyor demektir.

Biraz da ulaşacağımız yerden bahsedelim: Kök çakra dengede olduğu zaman nasıl oluruz? Kök çakra dengede olduğu zaman hayatın akışına güveniriz. Düştüğümüzde kalkacağımızı biliriz.  Eğitimlerde de anlatıyorum; 1999 yılında babam iflas etti, kocaman fabrika patronuydu. Bir süre kendini kapattı, ama sonra bize “hayattayız, birlikteyiz, önemli olan bu’’ dedi. O zamanlar bana tuhaf gelmişti. Büyük bir kayıp var ortada ve alışılmış bir yaşam tarzı. Şu zamanlarda görebiliyorum ki, aslında verdiği kayıp sadece maddi bir kayıptı, gerçekten hayatın ona verdiği güven hiç bitmedi, yaşama tutunma tavrı ne çekiştirerek ne de bırakarak oldu. Acının içinde dövünmeden, hayatın sana sunduklarına müteşekkir olarak kalabilmek, kök çakranın dengede olabilmesi demektir. Yaşıyorsan, kendi sorumluluğu alarak yola devam edersin, etmelisin.

Peki, kök çakrayı dengeye getirebilmek için bu süreçte sen neler yapabilirsin? Kök çakranın elementi toprak dedik, yani senin beslendiğin yer ve tüm yediklerin topraktan geliyor. Toprakla ilgilenip, doğada vakit geçirerek, ne büyük bir mucizenin içinde yaşadığını fark edebilirsin. Hatta bir saksıya çiçek dikmek, balkonda biber yetiştirmek bile olabilir. Ayaklarını yere vura vura dans et mesela, ayak tabanlarının, bacaklarının seni nasıl yukarıya çıkardığını gör, hisset. Kök çakranın rengi kırmızıdır; ayaklarına kırmızı çorap giyebilirsin, belki daha önce hiç giymedin, şimdi giy ve gülümse kendine biraz.  Evdeki eşyaları gözden geçirip fazlalıkları atmak iyi gelecektir. Senin için değerli olanları gözünün önüne koy, aile albümlerine bak, kendi çocukluk fotoğraflarına bak ve o küçük çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar büyüdüğünü fark ederek devam et. Sen, kendi sorumluluğunu alabilirsin; bağımlı ya da muhtaç olarak değil, gerçek hikâyeni kabul ederek yola çıkmaya hazır olarak.

(Not: Yukarıdaki belirttiğim, uygulayabileceğin pratiklerin yanında, youtube kanalımdaki “merkeze gel ve Nefes almak”videolarını izleyebilir ve uygulamayı yapabilirsin.)

Sevgiyle

NEFES ALMAK

Meditasyon üzerine konuşurken, nefes farkındalığından söz etmeden geçmemek gerekiyor. Bir yandan, Meditasyon üzerine yazdığım yazı ve çektiğim videodan sonra “Ben sizin söylediğiniz gibi nefes alamıyorum..” gibi mesajlar da alınca, anladım ki biraz nefesi anlatmalı ve bir de nefes videosu çekmeliyim.
Nefes almak yaptığımız en doğal şey. Yaşıyorsak nefes alıyoruz demektir. Doğru nefesi bilerek doğarız. Yani nefesi öğrenmek bizim için zor değildir, çünkü kayıtlarımızda doğru nefes almak var ve çalışarak o kayıtlara gidip, yeniden doğru nefes almayı hatırlamak gerek.
Peki, şimdi nasıl nefes alıyorsun?
Yaşam kaliten nasıl?
Olanlara verdiğin tepkiler nasıl?
Çabuk sinirleniyor musun, kalp atışların hızlanıyor mu?
Yoksa derin bir nefes alıp, durup, sonra mı nefes veriyorsun?
Nefes, senin hayatla kurduğun bağdır.  Yaptığımız her şey, hissettiklerimiz, yaptığımız seçimler, beden ritmimiz nefesimizin ritminden etkilenir. Ayrıca nefes, kardiovasküler sistemi, nörolojik sistemi, mide-bağırsak sistemini, kas ve bağdoku sistemini etkiler.
Önce biraz teknik bilgi vermek istiyorum ki, hem gözünüzde canlansın, hem de farkındalık oluşturmak kolaylaşsın. Nefes alma organımız burundur ve nefesi burundan alınır, burundan veririz. Burundan alınan nefesin diyaframı hareket ettirmesi gerekiyor-ki, işte bu doğal olan nefestir.
Peki, diyafram nedir? Bilimsel bir alıntıyla devam edelim:
“Diyafram yunanca “aradaki çit” anlamına gelmektedir. Kubbe şeklinde, abdomen ve toraksı birbirinden ayıran bir kas olan diyafram, aponevrozdan oluşan anatomik bir yapıdır. Diyafram yetişkinlerde vücut ağırlığının % 0,5’inden az ağırlığa sahiptir. Ancak insan vücudunda kalpten sonra gelen en önemli kas olup, fonksiyonel olarak vücudun en güçlü ikinci çizgili kasıdır. Toraks ve batın arasında bariyer görevinin yanında, solunumda da büyük bir görev üstlenmiştir. Solunumun %70’ini sağlar. Hiç dinlenmeyen bir kastır. Bütün bu önemli özelliklerinden dolayı diyafram klinisyenler ve radyologlar tarafından dikkatle değerlendirilmelidir.
Diyafram iki kubbe şeklinde abdomen ve toraksı birbirinden ayıran kas ve aponevrozdan oluşan bir anatomik yapıdır. Kas lifleri kavis çizerek, dairesel olarak yukarı ve öne doğru gelerek, merkezde bulunan santral tendon olarak adlandırılan aponevrotik bölümde sonlanır. Diyafram kostal ve lumbar olarak iki bölüme ayrılır. Diyafram kas lifleri, önde sternum alt ve iç yüzüne yapışır. Lateralde önde 6. kota ve arkada 12. kota uzanacak şekilde, alt kotların iç yüzlerine ve posteriorda periostal bağlantılara uzanır. Periostal bağlantılar, ilk üç lumbar vertebra gövdesinden gelmektedir. Lumbokostal üçgen sol diyaframda, lateral arkuat ligaman üzerinde dejeneratif ince kas dokusunun bulunduğu gerçek kas dokusundan fakir bir alandır. Diyaframda 3 majör açıklık bulunmaktadır. Bunlardan ilki T8 hizasında olan ve içinden vena cava inferiorun geçtiği açıklıktır. Özofagus ve vagus sinirleri T10 hizasındaki açıklıktan ve aorta, duktus torasikus veazygos veni, T12 hizasındaki açıklıktan geçerler. Posteriorda bulunan diyafram krusları üstü kas dokusu alt tarafı tendon olan yapılardır. Sağ ve solda iki adet bulunmaktadırlar. Sağ krus üst 3 lumbar vertebraya intervertebral disklere tutunurken sol krus üst 2 vertebraya tutunur. Krusların medial kenarları abdominal orta önünde çaprazlaşır, sağ krus lifleri özafagusu çevreler. İki krusta santral tendonun posterior bölümüyle birleşir.”* *(Kaynak: Işıl Başara, Ali Balcı, Nevin Köremez Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir DIAPHRAGM and CHEST WOLL POTHOLOGIES)
Bu kubbe şeklindeki kas, nefes alırken aşağıya doğru iner, nefes verirken yukarıya doğru yükselir. Yani karın boşluğuna doğru alçalırken akciğerlerin genişlemesine, nefes verirken göğüs boşluğuna doğru yükselerek akciğerlerdeki havanın atılmasına yardımcı olur. Nefes alış verişte iç organlara ve kalbe masaj yapar, diyafram omurga ile bağlantılıdır, omurganın doğal kıvrımında olmasını destekler.
Öncelikle şunu çok iyi bilmeliyiz; nefes doğal bir şeydir ve çekip-itmeye gerek yoktur. Doğal nefesi bulmak için, akan nefesi nasıl bloke ettiğimizi, sınırladığımızı ve müdahale ettiğimizi görebilmemiz yeterlidir.  Çoğu zaman o kadar hızlı nefes alıp veriyoruz ki, nefesler arası boşluğun bile farkına varamıyoruz.
Peki, doğal nefes üzerindeki engelleri nasıl kaldırabiliriz?
Bunun için youtube kanalına yeni bir video koydum ve dilersen, oradaki pratiği gerçekleştirebilirsin. Aşağıdaki pratiği de gerçekleştirerek, nasıl nefes alıp verdiğini izleyebilirsin.
Öncelikli olarak sana gerekecek birkaç malzeme olacak; boynunun altına küçük bir destek ve kalın bir kitap veya bir paket kuru erzak sana yardımcı olacaktır.
Rahat ettiğin bir yerde sırt üstü uzan, ayak tabanların yerde olsun ve boynun geriye düşmesin, boynun geriye düşüyorsa, mutlaka boynunun altını desteklemelisin. Kürek kemiklerin, bel kavisin yere yerleşsin ve (kitap ya da 1 paket kuru erzak) ağırlığı karnının üzerine yerleştir. Önce doğal akan nefesini izle, dikkatini yoğunlaştırmak için, yapabiliyorsan gözlerini kapatmak sana daha fazla yardımcı olabilir. Şimdi dikkatini karnındaki ağırlığa getir ve aldığın nefesle ağırlık yükseliyor mu, bunu izle. Ağırlığı karına koyma nedenimiz, dikkati karına getirmeyi kolaylaştırmaktır. Dikkatini karnına getirerek nefes alış-verişini gözlemle bir süre. Nefesi aldıktan sonra, vermeden hemen önce kısacık bir boşluk vardır, fakat bu nefes tutmak değildir. Bunu da fark etmeye çalış, fakat nefesi tutma. Ve sonra nefesi yavaş yavaş vermeyi dene. Bu pratiği yaklaşık on dakika yapman yeterli olacaktır.
Bütün pratiğin sonunda, en başta nasıl nefes aldığını ve verdiğini hatırlayıp, sonra nefesinin nasıl bir hal aldığını gözlemleyebilirsin. Bu ya da başka her hangi bir nefes pratiği yaptığında, odağın zaman zaman düşüncelere ve duygulara yönelebilir. Bunu da fark ederek, dikkatini tekrar nefese yönlendirmen, yaptığın pratiği hissetmeni sağlayacaktır. Sığ nefeslerden, daha derin ama doğal nefeslere geçiş yapabilmek için, bir kere deneyimlemek yetmez; tarif ettiğim ya da benzer nefes pratiklerini tekrar ederek fayda sağlayabilirsin.

YouTube kanalında video var lütfen bu çalışmayı videoyu izleyerek yapın

Sevgiyle